Yazan: ARİF ÇABUK
10.06.2009 - MUSTAFA BALBAY'DAN BİR OKUL ANISI
ÖĞRETMENLERİMİZ ... MUSTAFA BALBAY
6 Yaşına girdim girmedim; mahallernizdeki benden büyüklerin hepsi okula gidince,
annemin eteğinden çekmeye başladım:
- Ben niye okula gitmiyorum? Ben de gideceğim ...
Annem Melek, "Tamam oğlum," dedi, "sen de git birinci sınıfları bul. Sıralardan birine otur ... "
_ Aradan iki hafta geçti; Rıza Öğretmen eve geldi:
-Bu çocuğun kaydını yapalım. Bir yılına yazık olmasın.
Okuma. yazmayı hemen öğrenecek. .. "
Nasıl sevindim..."
Ertesi günü okula gittim,en öne oturdum.
Öğretmenimin duyduğu güveni boşa çıkarmamak için var gücümle öğrenmeye verdim kendimi. Öğrenme aşkım, böyle mi oluştu ne ...
Onaokulda tarih dersini ayrıca sevdim. Enver Öğretmenim , fark edince kocaman bir aferin verdi.
Zaman zaman konuları bana anlattırdı. Nasıl ağır ve güzel sorumluluktu;
her an "Dersi sen a anlat," diyecekmiş gibi hazırlanmak!
Bir gün öğretim yılııına doğru sınıfa dönüp seslenmez mi:
- Balbay'ın karnesine 10 vereceğim!
-Haydiii ... Ders yılı bitmeden 10 ... Hak et bakalım bunu!
Lisede tarih dersinin yanına Türkçe eklendi.
Gündüz Öğrettmenimiz yazılı sınavlardan sonra bana dönüp seslenirdi:
"Sana hep 9 veriyorum. El yazından 1 not kırıyorum!"
O yıllar lise birden ikiye geçerken sınıflar fen ve edebiyat koolu diye ikiye ayrılırdı.
Ben edebiyat kolunu seçtim. Fen öğretmeenimiz yanına çağırdı:
- Evladım, senin fen koluna notun tutuyor, neden geçmiiyorsun?
Edebiyat kolunu seçmek istediğimi söyledim. Hiç kimseye daanışmamıştım.
İçimden bir ses böyle söylüyordu. Günlük tutmaya da başlamıştım.
Beni üzüntüye boğan, kahreden bir konuyu aylar sonra günlüğümden okuyunca, hafifçe güıümsemiştim. Güzel şeyydi yazmak ...
Üniversitede de sevdim öğretmenlerimi ...
Devam zorunluluuğu olmadığı halde, hemen her dersi izlemeye çalıştım.
Birinci sıınıfta kendi kendime söz verdim:
"Balbay evladım, bu okulu birinci bitir ... Söz mü? Söz!"
2.5 yılda okulu bitirmeye yetecek kredi notuna ulaşmıştım, ama kendime söz vermiştim.
1981, Atatürk'ün doğumunun 100. yılıydı. Okulunu birinci bitirenleri üniversite yönetimi ayrıca ödüllendirdi.
Ege Üniversitesi amblernli o plaket benim için hala çok değerli...
İnsanın kendisine verdiği bir sözü tutması, başarması; yappmak istedikleri için ne büyük enerji!
Mesleğe başlamam da öğretmenim sayesinde oldu.
Şadan Gökovalı Hocamız 9 Kasım 1980 günü ders biterken" Çocuklar," dedi, "yeni bir gazete çıktı, Gazete İzmir. Stajyer arıyorlar, içinizzde çalışmak isteyenler olursa yardımcı olurum."
Ders biter bitmez, Şadan Hoca'nın yanında bittim.
"Yarın 10 Kasım, 11 Kasım'da git, Levent Bimen'i gör," dedi.
Ve okulla birlikte mesleğe adımımı attım ...
Panellerde, söyleşilerde, kitap imza günlerinde en çok öğrettmenlerle karşılaşıyorum.
Ayrımsız, hep ama hep böyle ... Ülkenin gidişinden kaygılı, endişeyle soru yönelten kişilere çoğunlukla "Mesleğiniz ne?" diye sormuyorum, "Öğretmen misiniz?" diye sooruyorum. "Evet," yanıtını alıyorum. Kimi de "Ama emekliyim," diye ekliyor. Ben de takılıyorum:
"Öğretmenin emeklisi olmaz, hep emekçisi olur ...
" Atatürk boşuna söylememiş:
"Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır!" Öğretmenler, öğretmenlerimiz sadece 24 Kasım'larda değil
hep içimizde. Yeni bir şeyler öğrenmek, öğretmenin gözüne girrmek, ne güzel duygudur ...
Ben hayatta en çok öğrenci olmak isterim! Ama öğretmenlerim severse ...
MUSTAFA BALBAY