Yazan: ARİF ÇABUK
10.06.2009 - ÇAM KENDİSİNİ BUDAR - MUSTAFA BALBAY
ÇAM KENDİSİNİ BUDAR.
Sevdiğim tüm ağaçların çıplaklığı giydiği kış ta ağaçlarının ayrı bir havası var.
Yeşil iğne yapraklarının arasına dolan, öteki ağaçlardan akmış sarı yapraklar sonbaharı çağrıştırsa da çama her mevsim bahar ...
Beni çocukluğuma en çabuk götüren, çam -
üç ya da dördüncü sınıfın son günleriydi. .. Bütün okul pikniğe gittik.
Yüksek çam ağaçlarıyla örülü, çayır-çimenlik bir alandı.Toplu oyunlar bitince sırtüstü yere uzandım. Dalları birbirine dolanmış çam ağaçlarının rüzgarla birlikte çıkardıklan ses hala kulaklarımda. Bir de o iğne yaprakların arasından çizgi çizgi görünen gökyüzü ...
Ne zaman bir çam ağacı görsem, hemen altına uzanasım gelir..
Uzunca bir süredir ağaçlarla dostluğu daha da ciddiye alıp onlardan öğrendiklerimi, onlar hakkında öğrendiklerimi ayrıca not ediyorum.
Her ağacın ayrı günlüğü var.
Sayıları onu geçti .Seyrek de olsa arada bir onlara bakmak beni çalışma odamdan alıp o daldan bu dala götürüp getiriyor.
Ayrılma zamanı geldiğinde kendime söylenmeden edemiyorum:
Nereye gidiyorsun budala, Biraz daha kon bu dala ...
Geçen mayısta günlüğe uzun uzun gördüklerimi yazmışım:
"Son 20 gündür en az on kez çam ağaçlarıyla görüştüm.
Her çamın ayrı yaprak üretme yöntemi var. Şaşırıp kaldım ...
Kısa yappraklı çamların uçlarındaki tomurcuklar nisan sonunda bir bir içlerindeki yaprakları çıkarmaya başladı.
En dıştaki kahverengi sarmal usul usul uca doğru gitti. Onu, alttaki yapraklar itiyor olmaalı...
En uçtan yere düştü, taptaze yaprakları dalların ucuna kondurup gitti.
Yeni açık yeşil yapraklarla eski koyu yeşil yapraklar arasında öylesine büyük fark var ki, neredeyse siyahla beyaz kadar.
Hayır, abartmıyorum.
Sabah aydınlığında açık yeşil yapraklar ampul gibi duruyordu.
Dal uçlarında gücünü ölçemediğim yüzlerce ampul.
Hey gidi doğa, açık yeşille koyu yeşilin bu kadar farklı olabiileceğini düşünemezdim ...
İğne yaprakları 10-15 santim uzunluğundaki bir başka grup çam ise bambaşka biçimde yapraklandı ...
İnce uzun tomurcuk uzadı uzadı, ortasına yakın bir yerden sanki özel bir fermuar yöntemi varmış gibi usul usul açıldı. Açılan bölüme usulca dokundum ...
Bir santim kalınlığındaki demetin içinde onlarca yaprak birbirine sarılmış, gözleri açık uyuyor. Doğal fermuar tümüyle açılınca, onnlar da açılıp yayılacaklar ... "
Haziran ayında ise kafayı kozalakların oluşumuna takmışım:
"Yaşasın, kozalakların ilk oluştuğu anı gördüm.
Uzun zamandır gözlediğim çam ağaçlarında birdenbire çıkmış buluyordum onları.
Bu kez gözüme kestirdiğim alt dallardan birine birkaç günde bir uğradım.
Haziran başında incecik bir düğüm. Kırmızımsı da yeşilimsi gibi ...
Haftada birkaç gün uğradım. Arada çaktırmadan dokundum. Neredeyse dalın öteki uçlarındaki eski kozaalaklar kadar sert.
Daha doğuşta işi sağlama alıyor olmalılar.
Birazzcık daha büyüyüp üzerindeki çizikler ortaya çıkınca, bir kez daha dokundum.
Uçlarındaki milimetrelik çıkıntılar bile neredeyse en sert darbeye dayanacak sağlamlıkta. Seslendim:
Bu nasıl oluyor, anlat kozalak, senden biraz koz alak ...
Bunlar için ne demeli?
Belki de önce büyüyorlar, sonra doğuyorlar...
Ya da bütün organları oluşmuş biçimde yetişkin bebek olarak doğaya gözlerini açıyorlar...
Yaşama, bakıma muhtaç başlayan insanoğluna göre ne büyük avantaj! "
Günlük bitecek gibi değil, burada keselim ...
Anadolu gezilerinde de pek çok çam ağacıyla tanıştım.
Fazla sohbet edemesek de tanıdım onları.
Bir Anadolu köylüsüyle çam ağacıyla ilgili uzun uzun sohbet ettik.
O kadar güzel bilgiler aktardı ki, biri beni ayrıca etkiledi, uzun süre düşündürdü ...
Çam ağacı kendi kendisini budarmış. Sürekli yukarı doğru yükselirken alt dallarından bazılarını feda eder, kuruturmuş.
Köylü ekledi:
"Çam ağacının kendisinin kurutmadığı dalını kestin mi, ağaç küser, büyümez ... "
İlahi çam ağacı, yaprakların kadar ders yüklüsün ..
İnsan da büyüdükçe kendini budayabilse!